Engelli bakımında görünmeyen kriz: Aileler tükenme noktasında

© 2025 İlkses Gazetesi

Engelli bireylerin ve ailelerinin yaşadığı sorunlar artarak devam ederken uzmanlar, bakım yükünün ailelerin omuzlarına bırakılmaması ve geçici bakım, psikolojik destek ile kapsamlı sosyal hizmetlerin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı

MERVE AĞRIÇ- ÖZEL HABER İzmir’de 60 yaşındaki bir annenin, lösemi tedavisi gören zihinsel engelli oğlunu öldürdükten sonra yaşamına son vermesi, engelli bireylerin bakımında ailelerin üstlendiği ağır sorumluluğu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, ailelerin bakım yükü altında yalnız bırakılmaması gerektiğine dikkat çekerken, geçici ve gündüzlü bakım hizmetlerinden psikolojik desteğe kadar daha kapsamlı sosyal politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. İzmir Kent Konseyi Engelli Meclisi Başkanı Şirince Süzek, bakım yükünün büyük ölçüde ailelerin omuzlarında olduğunu belirterek, özellikle psikolojik destek, geçici bakım ve gündüzlü bakım hizmetlerinin yetersiz kaldığını söyledi. Süzek, gerekli önlemler alınmadığı takdirde bakım yükü nedeniyle yaşanan ağır vakaların artabileceği uyarısında bulundu. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre 2026’da 38 bin 359 engelli bireyin yatılı bakım hizmetinden yararlandığını, 521 bin kişinin ise Evde Bakım Yardımı aldığını aktardı. Ancak Göksel, asıl meselenin yalnızca kurum sayısı olmadığını belirterek, ailelerin ihtiyaç duydukları anda geçici bakım, gündüzlü bakım, psikososyal destek ve gelecek planlaması gibi hizmetlere erişebilmesi gerektiğini vurguladı.

Bakım yükünün tamamen ebeveynlerin üzerine kaldığının altını çizen İzmir Kent Konseyi Engelli Meclisi Başkanı Şirince Süzek, “Türkiye’de özellikle engel türleri farklı çocukların hem sosyal hem de çevreler faktörler nedeniyle izole olduğu, engel gruplarında bakım yükü gittikçe de ağırlaşıyor. Bakım bir sosyal hak, bakım verenin desteklenmesi de sosyal devletin bir sorumluluğu olmalı. Tamamen bireyin üstüne bırakmak doğru değil. Hiçbir aile bakım yükü altında yalnız bırakılmamalı. Aynı zamanda bakım bir lütuf değil, hak. Kamusal çözümler üretilmeli. Tek başına yaşamak zorunda olup, başkalarından destek almak zorunda kalan kişiler de var. Örneğin; İzmir’de yaşayan engelli bir birey, yurt dışına talepte bulunarak ötenazi olmak istediğini ifade etmiş ve kabul edilmiş. Ötenazi ile hayatını sonlandıran engelliler de var” diye aktardı. 

Bakım veren kişilere ücretsiz psikolojik destek verilmesi gerektiğini belirten Süzek, Türkiye’de böyle bir alanın açılmadığını ifade etti. Yerel yönetimlerin psikolojik destek konusunu hayata geçirebildiğini ancak hizmet alacak insan sayısı fazla olduğu için desteğin yetersiz kaldığını aktaran Süzek, “Geçici bakım ve gündüz bakım hizmetleri çok az ve yaygınlaştırılmamış durumda. Ekonomik destek verilemiyor. Bakım verenlerin dinlenme, sosyal yaşam katılma ve çalışma hakları ile ilgili iyi işleyen bir mekanizma yok. Bu konuda bir sosyal politika üretimi yok. Engelli bireylerin bakım yükü tamamen ailelerin omzunda. Ciddi maliyetler gerektiren bir hizmet. Eğer önlem alınmazsa vakalar artacak gibi görünüyor. İzmir’de intihar etmiş ya da benzer sebeplerle çocuğunu da öldürmüş ve bu yükümlülükten kurtulacağını sanan ebeveyn sayısı son yıllarda artıyor. Türkiye genelinde de bu durum yayınlaşmaya başladı” dedi. 

Bakım evlerine kabullerin de çok zor bir süreç olduğunu belirten Süzek, “Özellikle bazı koşulları sağlayamayan engelli bireyler kurumlara alınamıyor. Komşuların veya engelli bireylere karşı duyarlı olan vatandaşların çabasıyla ayakta kalmaya çalışan yalnız engelliler de var. Yurt dışından gelen bakıcılar da oluyor ancak ciddi ücretler isteniyor. Doğru bakıcıyı bulmak da çok zor. Bazı engel gruplarında da öz bakımının bir kısmını kendisi yapabiliyor. Nöro çeşitlilik, otizm, down sendromlu engelli gruplarında ebeveynlerin çaresizliği şöyle başlıyor; istismara uğrama olasılığı nedeniyle de bakım yükü artıyor. Olayın böyle bir boyutu da var” sözlerine yer verdi. 

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre; Türkiye’de 105 resmi ve 324 özel olmak üzere 429 engelli bakım ve rehabilitasyon merkezinin bulunduğunu belirten Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel, “Mayıs 2025 itibarıyla bu merkezlerde 37 bin 580 engelli bireye yatılı bakım hizmeti veriliyordu. 2026 bütçe sunumunda Bakanlık, 106 resmi merkezde 6 bin 879, 330 özel bakım merkezinde 31 bin 480 olmak üzere toplam 38 bin 359 kişiye yatılı bakım hizmeti verildiğini açıkladı. Ayrıca 142 gündüzlü bakım ve rehabilitasyon merkezinde 7 bin 100 kapasite bulunduğu belirtildi. Aynı açıklamada 521 bin kişinin Evde Bakım Yardımından yararlandığı ve bakım veren yakınlara aylık 11 bin 702 TL ödeme yapıldığı ifade edildi. 2025’te Bakanlık ayrıca Bakım Destek Merkezleri modelini pilot olarak başlattığını; evde bakım alan engelli bireylerin yılda 20 güne kadar geçici olarak bu merkezlerden yararlanabilmesinin planlandığını açıkladı. Bu, tam da ailelerin ‘ben tükendiğimde ne olacak?’ sorusuna cevap üretme açısından önemli bir model. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var: 37 bin 580 ve 38 bin 359 sayıları toplam yatak kapasitesi değil, yatılı bakım hizmetinden yararlanan kişi sayıları Güncel resmi kaynaklarda toplam fiziksel yatak kapasitesini tek bir rakam halinde vermek yerine hizmet alan kişi sayısı açıklanıyor. 2023’te ise yalnızca resmi bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin yatılı kapasitesi 8 bin 273 olarak açıklanmıştı” diye aktardı. 

Türkiye’de aileleri destekleyecek kurumsal kapasitenin olduğunu ifade eden Göksel, “Üstelik son yıllarda önemli bir kapasite artışı gerçekleşti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında 105 resmi ve 324 özel olmak üzere 429 bakım ve rehabilitasyon merkezinde 37 bin 580 engelli bireye yatılı bakım hizmeti veriliyordu. 2026 bütçe sunumunda ise 106 resmi merkezde 6 bin 879, 330 özel bakım merkezinde 31 bin 480 olmak üzere toplam 38 bin 359 kişinin yatılı bakım hizmetinden yararlandığı açıklandı. Dolayısıyla ‘Türkiye’de hiçbir hizmet yok’ demek doğru değil. Fakat sosyal hizmet açısından mesele yalnızca kaç tane kurum bulunduğu değil. Asıl soru, ihtiyacı olan aile hizmete ihtiyaç duyduğu anda bu hizmete erişebiliyor mu? Temel problem, bakım hizmetlerinin yalnızca ‘kurumda bakım’ ve ‘evde bakım yardımı’ ekseninde düşünülmemesi gerektiği. Bir aileye para vermek, bakım veren kişinin bütün sorununu çözmüyor. Bir bakım merkezinin bulunması da tek başına yeterli değil. Ailenin; gündüz bakımına, geçici bakıma, kriz döneminde desteğe, psikososyal desteğe, sağlık hizmetlerine, eğitim ve rehabilitasyona, sosyal yaşama katılıma, istihdama, hukuki danışmanlığa, kardeş ve diğer aile üyelerine yönelik desteğe, ebeveyn yaşlandığında devreye girecek gelecek planına erişebilmesi gerekiyor. Biz buna bütüncül ve yaşam boyu sosyal hizmet yaklaşımı diyoruz” dedi. 

“Biz Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği olarak özellikle şu başlıkların güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz” diyen Göksel, “Bir: Her ağır bakım gereksinimli engelli birey için yaşam boyu bakım planı oluşturulmalı. İki: Ailelere düzenli sosyal hizmet uzmanı takibi yapılmalı. Üç: Geçici bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalı. Dört: Gündüzlü bakım ve yaşam merkezlerinin sayısı artırılmalı. Beş: Bakım veren aile üyelerinin psikososyal destek hakkı güçlendirilmeli. Altı: Ebeveynin yaşlanmasıyla birlikte devreye girecek ‘gelecek planlaması’ sistemi kurulmalı. Yedi: Belediyeler, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, sağlık sistemi ve engelli örgütleri arasında vaka yönetimi mekanizmaları oluşturulmalı. Belediyelerin de çok büyük bir rolü var. Çünkü sosyal hizmet yalnızca merkezi hükümetin görevi değil. Belediyeler insanların yaşadığı yere en yakın kamu kurumları. Örneğin bir belediye; gündüz yaşam merkezleri, kısa süreli/geçici bakım, evde destek hizmetleri, ulaşım, sosyal katılım, bakım veren destek grupları, aile danışmanlığı, sosyal yardım, erişilebilir spor ve kültür faaliyetleri gibi hizmetleri geliştirebilir. Ancak burada kurumların birbirinden bağımsız çalışması yerine vaka yönetimi yaklaşımına ihtiyaç var. Bir aileyi ‘Aile Bakanlığı’na gittin mi?’, ‘Belediyeye başvurdun mu?’, ‘Hastaneye gittin mi?’ diyerek kurumlar arasında dolaştırmak yerine, sistemin aileyi takip etmesi gerekiyor” sözlerine yer verdi. 

Engelli bireyin yaşam hakkının yalnızca sağlık hizmetine erişebilmesi olmadığını vurgulayan Göksel, “Barınma, sosyal yaşama, bağımsız, bakım hakkı vardır. Ailesinin ekonomik ve sosyal koşullarından bağımsız olarak güvenli bir geleceğe sahip olma hakkı vardır. Aynı şekilde bakım veren ebeveynin de dinlenme, çalışma, sosyal yaşama katılma ve destek alma hakkı vardır. Dolayısıyla mesele yalnızca ‘engelli bakım hizmeti’ değildir. Mesele sosyal adalettir. Öncelikle ailelerin yardım istemesini beklememeliyiz. Sistemin riskli aileleri proaktif biçimde belirlemesi gerekiyor. Örneğin ağır bakım ihtiyacı olan bireyin ebeveyni 65-70 yaşına geldiğinde sistem otomatik olarak şunu sormalı: ‘Bu bakım düzeni beş yıl sonra sürdürülebilir mi?’ Ebeveynin sağlık problemi varsa: ‘Bakımı kim üstlenecek?’ Kardeş yoksa: ‘Alternatif bakım planı nedir?’ Aile ekonomik olarak zorlanıyorsa: ‘Hangi sosyal destekler devreye girecek?’ Bunlar kriz yaşandıktan sonra değil, kriz yaşanmadan önce sorulmalı” ifadelerini kullandı. 

 

Kaynak: HABER MERKEZİ

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir